Kategoriler
Mimarca şeyler

Bir düşünce olarak; mimarlık!

Düşünüyorum da , üzerinde düşünmenin daha fazla yakıştığı bu alanda başka çok az şey geliyor aklıma ondan başka..

Oysa onu maddesel kazancın bir aracı, mekansal ihtiyaçların karşılanmasını sağlayan iş kolu ya da çoğunluğun nezdinde herhangi bir ismin önüne gelen yakışıklı bir sıfat olarak görmek, çaresizliğin en acı halini anlatıyor.

Süslü ve romantik cümleler; onu gölgelemesi na-mümkün olsa da, doğası gereği sanatı ve fakat aynı zamanda zanaatı bünyesinde barındıran bu düşünceyi çaresizce öne çıkaran bir etmen olarak bilmemize yol açıyor. Daha doğrusu bu dünyada kapladığımız alanın ne olduğuna, uğraşı ve beğeni alanımızın ne olduğuna bakılmaksızın bilmemiz gerekenler arasına usulca yerleştiriyor.

Popülist yaklaşımların pek sevdiği ama aynı dozda onda karşılık bulamadığı bu düşünce, başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaksızın pek çok düşünceyi kendinde barındırmaktadır.

Onu aslında yine en iyi ondan öğrenebiliyoruz. Sadece kendini öğretmekle kalmıyor kendiyle birlikte pek çok şeyi de onu öğrenirken istemsizce öğrenmiş oluyoruz.

* * *

Bir mekan hayal ediyorum; adı düşünme odası. Yemek, içmek ve diğer yaşamsal ihtiyaçlarımıza cevap verecek, neredeyse tüm eylemlerimiz için ayrıca mekansal isimlendirmelerimiz yok mu? Düşünmek için neden olmasın?

Bizi biz yapan şeyin ta kendisi değil mi bu eylem? O olmadan diğer mekanların ya da dahası mekan’ın bile bir anlamı kalıyor mu? Hayır.

Kahvemi yudumlarken üzerinde atıp tutacağım, fikirlerin havada uçuşacağı, sadeliğin, kendine haslığın ve aslında dört duvarın arasındayken bile özgürlüğün hakim olduğu bir mekan düşünüyorum. Bir anlık dolu dolu tefekkürün bin yıllık ibadetle eşdeğer olduğuna şahitlik ederken bu fitili körükleyen bir mekan. Boş bir kağıdı izlerken yazması keyif veren bir kalemin sabırsızlıkla bekleyen uzanışı gibi.

Zihin olarak dünyadan elini eteğini çektiren, uzakdoğu felsefesindeki gibi sakinliğin, karmaşadan uzak kalmanın, temizliğin, saflığın, sadeliğin ve bu bollukta kendi köşesinde kendince bilgeliği tattıracak bir mekan.

Hiçbir akımın, felsefenin, hatta rengin ya da herhangi bir objenin öne çıkmadığı bir mekan düşlüyorum. Çünkü bunlardan herhangi birinin bu mekanla yarışır hale gelmesi demek “bu mekanın varlık sebebinin önüne geçme tehlikesi” demek bunu da biliyorum.

Bu kadar şeyi bir araya getirmek ya da bir şeyleri bir araya getirmemeye çalışmak..

İşte tam da bu, mimarlık…

Yazar Murat Erçelebi

Müellifi kayıp projelerin mimarı, okur, yazar, çizer, dinler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir