Kategoriler
Mimarca şeyler

Bir zorunluluk olması dışında; “merdivenler”

Bir yapının belki de en fazla heyecan uyandırma potansiyeline sahip elemanı değil mi? Üzerine bir ayağınızı koyup aşağı – yukarı doğru eğildiğinizde sohbet ederken bir mekan haline gelmez mi? Ya da plan düzleminde aykırı bir tavır ile konumlandırıldığında iç mekanda heykel etkisi yaratarak büyüleyici bir atmosfer oluşturmaz mı?

Peki ne ara bunca güzellikten vazgeçerek yapının merdiveni en kuytu, köhne ve mimarının bile unuttuğu köşelere konumlandırır olduk..

Merdivenler kendi kendini taşır denir. Yani strüktürel anlamda merdivenlerin kıvrımlı hareketleri kendi mukavemetini karşılar diye varsayılır. Etrafını perde ile dönerek yapıda aşırı rijitliği dengesizliği ve burkulmayı teşvik etmek niye..

***

Elbette bir bütün olarak düşünüldüğünde mimari için yapısal elemanların kullanılış biçimini eleştirmek saçma gelebilir. Ancak yakın tarihin “mimari” adı altında üretilen işlerinde merdivenlerin öne çıkmayı bırakın, olması zorunlu piyeslerden minimum ölçülerdekiler ile kıyaslanmasına ne demeli?

***

Yapısal elemanların dönem mimarisi için farklılaşmaya uğradıkları ve özgünlük çabası içeren estetik kaygı barındırdıklarına şahitlik ediyoruz. Ancak hangi dönemde olursa olsun merdivenlerin (en azından kendi nazarımda) yeterli ilgiyi görmediklerini söylemek istiyorum.

Lütfen bu arkadaşı saklamayın, gizlemeyin.. Bir cephe plastiği olarak kullanmayı tercih edin. Yapıların hikayeleri ve tasarım öykülerini ilerleyen günlerde bir video serisi ile paylaşmayı düşünüyorum. Podcast’lerin devri kapanmış eyy talip, sen de youtube başla! diyen iç sesimi dizginlemek için ilk adımı en yakın zamanda atmak istiyorum..

Yazar Murat Erçelebi

Müellifi kayıp projelerin mimarı, okur, yazar, çizer, dinler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir