Kategoriler
Proje yönetimi

Kullanıl(a)mayan mekanlar..

Çoğunlukla kapısı kapalı, pek çoğumuzun evinde süslü eşyalar, varaklı mobilyalar ya da gösterişli dolapların bulunduğu odadır kendisi..

Salon’dan bahsediyorum..

“…” + 1 , “…” + 2 vb. şekilde ifade edilen “+” dan sonraki gösterim biçimi olan salondan..

* * *

Kullanılmayan bir odanın bazen evin en güzel cephesine zonlaması yapılarak yerleştirilmesi ne ilginç oysaki..

Bu planlamayı bir tercih değil bir zorlama olarak yapıyoruz, yapıyorlar ve daha uzun yıllar yapacaklar gibi görünüyor.

* * *

Türkiye’de günümüz piyasa mimarları mesailerinin büyük bölümünü apartman çizerek – tasarlayarak geçiriyor. Ya da bürokrasi sürecinin çözümünde aktif rol oynayarak.

Yada yeni bir apartman işi almak için..

apartman üstü camii
1 (Ankara’dan bir apartman)

Bu, mesleği sınırlandırılmış bir alan üzerinde oynamaya ittiğinden farklı varyasyonları, zihin açıcı çözümleri ve denemeleri beraberinde getirse de güzel işlerin çıkmayacağı anlamı da taşımıyor.

Keyif veren yaşamı heyecanlı hale getiren üretimlerin de ara ara gözümüze çarpması, halen bir şeyler için çok geç olmadığını görebilmemizi sağlıyor.

* * *

Salon’u geçtik.. Sıra geldi yatak odalarına..

Dev yatakların gün içerisinde odada kocaman yer kaplamasına artık alıştık. Odanın dekorasyonu bu yatağa göre şekillenir oldu. Oysa bir uyuma aracı değil mi(ydi)?

Kullanılmadığı zamanlarda kapanabilen yatak fikri nasıl sizce? Ne zekiyim, hay aklımla bin yaşayayım.. Bi aratayım google’dan bakalım birileri bulmuş mu bu fikri; “katlanabilen yataklı odalar” tühh.. Bunu da bulmuşlar.. Ne yazık 🙁

* * *

Şimdi toparlayayım…

Şaka bir yana Ortalama bir konut dairesinde 25 – 30 metrekare arası salon yok mu?

Buna bir de 12 – 20 metrekare arası yatak odası ekleyelim; en kötü 25 + 12 = 37 metrekare etmez mi? Elektriği, suyu, mobilyası, temizliği derken neden olduğu ek masrafları da cabası..

japonya iç mimarisi
Japonya’daki kapsül evler(den)

Diyeceğim o ki, hep başkaları için yaşıyor, hep gösterişi düşünüyoruz. Ben de dahil kimse nasıl daha azıyla yetinebilirim? diye kendine sormuyor. Daha fazlasına ulaşabiliyor iken daha azıyla nasıl yetinirim? sorusuna odaklanabilirsek bence daha güzel şeyler olacak.

Neticede, elbette herkes Japonya’daki gibi kapsül evler için çalışıp para kazanmıyor.. Herkes minimalist yaşam felsefesini benimsemek durumunda değil. Ve son olarak zevkler ve renkler tartışılmaz ama yaşadığımız mekanları anlamlı sosyal dokunuşlarla şekillendirebiliyor muyuz? bu soruya verilecek yanıtlar son derece önemli oluyor..

Yazar Murat Erçelebi

Müellifi kayıp projelerin mimarı, okur, yazar, çizer, dinler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir