Kategoriler
Öneriyorum

Yapıları olduğu yere ait tasarlamak..

Yapıların hikayelerini dinlediğimde ki şu sıralar TRT2 yapımı Aykut Köksal İle Mimarlık söyleşileri favorimdir, ünlü mimarlık ofislerinin sahipleri (ünlü mimarlarımız) tasarım öykülerinde en fazla bu konuya yer vermekte.

Bağlam, bulunduğu yere ait tasarımlar ya da diğer bir deyişle o yapıyı oradan alıp başka bir yere götürdüğünüzde hiçbir anlam ifade etmeyecek olmaları farklı örnekler üzerinden derinlemesine işleniyor.

* * *

Yüzeysellikten, sığlıktan uzak kesinlikle popüler söylemlerden arınık derinlemesine bir bakış ve persfektif sunan anlatımlara Aykut Köksal’ın romantizme kaçan mimari tarifleri eşlik ediyor. Programın konsept ve içeriğine odaklandığınızda her bir part yaklaşık 50 küsür dakika olmasına rağmen reklamsız – soluksuz izlemeye doymuyorsunuz. Her ne kadar arkitera’da program ile alakalı salt nereden vursam temalı bir eleştiri yazısı olsa da bu yaklaşımların kendi derinliğinde bozulmaları kaçınılmaz bir gerçeklik onca kavram ve felsefe denizi içerisinde. Gerçekten güzel çünkü..

Keşke böylesine renksiz (konuya yeterince odaklanan), böylesine doğrudan mevzumuz – mevzularımız ile alakalı yapımları diğer özel kanallarda da fazlaca görebilsek.. Ancak görebildiklerimiz ne yazıkki Ahmet bey’in evi, Leyla hanım’ın mutfağı ve son hallerini gördüklerinde yaşayacakları şaşkınlıkların reklamlardan sonra sunulduğu cayır cayır popülarizm diye yanan bir tutku ürünü yapımlar..

Sanırım Han Tümertekin ve Nevzat Sayın’ın konuk olduğu programları izleyerek başlamamdan mıdır bilemedim ama izlediklerimden gerçekten büyük keyif aldım diyebilirim.

* * *

Üzerinde düşünülesi ürünleri meydana getirmek, ruhu olan mekanlar tasarlamak, taklitten uzak ve buram buram özgünlük kokan, olduğu yere ait ama yine de tasarımcısının dokunuşlarını hissettiren mekanların ne değerli olduğunu öğrenebileceğiniz nadide içeriklere ne yazıkki az önce yukarıda da belirttiğim gibi popülarizm’den uzak materyallere pek ulaşamıyoruz.

Örneğin N. Bridge Mimarlık 101 kitabı mevzulara sığ bir bakış açısıyla yaklaşarak onlarca mevzuyu bir araya getirse de, Dücane Cündioğlu’nun Mimarlık ve Felsefe kitabında daha derinlemesine bakış bulunsa da çok daha az şeyi inceleme fırsatı bulabiliyorsunuz.

Yani herşeyin bir arada mükemmel şekilde bulunduğu bir yapıt zaten yok.

Burada önemli husus yapıları tasarlarken onca yönetmeliğe çekmeye çıkmaya taksa kaksa rağmen (-e rağmen, -a rağmen) birşeyler yapma gayreti olduğunun farkında olmamızdır.

En azından bu yolda emek göstermektir yapılması gereken.

Olması gerekenleri hayata geçirmek noktasında işverenlerin yaklaşımı da çok önemli. Hatta belirleyicilik payı bence en fazla olanı bence. Neticede adam para harcıyor, yatırım yapıyor. Mimarın yönlendirmelerine kulak asarak ‘ya bu adam ne diyor..’ demesi bazen bu fırsatları hayata geçirmesi için toplumsal bazda fikir aydınlanması gerekliliğini bir defa daha kanıtlıyor.

Sonra ne mi olacak aşağıda birkaç madde ile özetlemeye çalıştım..

Yapıları olduğu yere ait kılacak dokunuşların neticesi;

  • Sosyal sürdürülebilirliği sağlamak,
  • Kimlik sahibi kentler, kimlik sahibi ve geçmişine saygılı yapılaşma,
  • Bugün dışarıda gördüğümüz gibi kibrit kutusuna benzer beton yığınlarının nüfusunda azalma,
  • Mimarlık, mimari, mimar, imar kavramlarna olan ön yargılı, rantsal, endüstriyelleşme, küreselleşme ya da kapitalist yaklaşımların önüne geçmiş olacağız.
  • Öz kaynaklarımızın daha verimli kullanılması,
  • Kültürümüzü, geçmişimizi ve geleneklerimizi belki yerinde pek şeyi kaybetmek pahasına kazanma fırsatı yakalamış olacağız.
  • Sonuncusu ve belki de bence en önemlisi hep yokluğuyla ya da azlığıyla yakındığımız Yeni Sinan’larımızın doğmasına olanak sağlayıp geniş bir üretken mimar topluluğunu bu millete kazandırmış olacağız.

Yazar Murat Erçelebi

Müellifi kayıp projelerin mimarı, okur, yazar, çizer, dinler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir